ÜLKEMİZDE GEZİLEBİLECEK GÜZİDE YERLER

Mardin

Hoşgörünün Hayat Bulduğu Yer: Mardin

Medeniyetler beşiği Anadolu'nun binlerce yıllık tarihe ve hoşgörüye tanıklık eden şehirlerinden biridir Mardin. Farklı din ve dillerin iç içe yaşadığı bu şehir, sokak ve binalarıyla bu köklü geçmişi yansıtan bir açık hava müzesidir adeta.

Eski ve yeni şehir olmak üzere ikiye ayrılır Mardin. Kalenin eteğinde tepeye kurulu eski şehrin aksine, düz bir alana kurulu ve maalesef  gitgide artan bir betonlaşmaya maruz kalan yeni şehir, eskisine tam bir tezat teşkil eder.

Bu iki kısmı birbirine bağlayan bir yol var; ama eski şehre yürüyerek gitmenizi ve şehre has taş evlerin dizildiği sokaklarda dolaşmak gerek asıl. Bu kısımda yollar o kadar dar ve dik ki, çöpleri toplamak da eşeklere kalıyor araçların giremediği bu daracık sokaklarda.

Eski şehre girmeden önce, dışarıdan şehrin tümüne şöyle bir bakın deriz, çünkü içeri girdiğiniz anda bambaşka bir yerde ve zamanda hissedeceksiniz kendinizi. Özellikle, Marangozlar, Tellallar ve Hasan Ayyar gibi alışveriş dükkanlarının olduğu sokaklarda bu gerçeküstü etkiyi daha yakından hissedebilirsiniz.

Hoşgörünün adeta dile gelişine ve günlük hayattaki yansımasına tanık olmak isteyen herkes Mardin'i en az bir kez ziyaret etmeli. Tarihi, kendine has mimarisi ve sosyal-kültürel dokusuyla bölgedeki diğer kentlerden farklı, bambaşka bir yer bu şehir. Neredeyse adım başı karşınıza çıkan eski yapılarıyla ve geceleri ışıl ışıl yanan haliyle unutulmaz bir gezi olacağından emin olabilirsiniz.

Burada zaman su gibi akacak ve tarihi dokusuyla, atmosferiyle sizi cezbedecek ve kesinlikle bir daha gelmek isteyeceksiniz Mardin'e.

Kapadokya

Güzel Atlar Ülkesi: Kapadokya

Daha yaklaşırken hissediyor insan farklı bir yere geldiğini.

Peri bacaları, kiliseler... Atılan her adım tarihe bir yolculuk...

Bambaşka ve büyüleyici bir bölge Kapadokya.

Her yönüyle insanı cezbeden, gezdikçe “daha neler göreceğim acaba” sorusunu akla getiren, merak uyandıran bir yer...

Uçhisar kalesinden güneşin doğuşunu ve batışını izlemenin keyfi, Avanos’ta yapmaya çalıştığınız çömlekler her biri apayrı bir hatıra oluyor.

Heyecan uyandıran bir başka yönü ise peri bacalarının içlerine ve Uçhisar Kalesine yapılan ufak pansiyonlar...

Tarihi yaşayan, tarihte yaşatan...

Safranbolu

Safranbolu; Tarihin Dondurduğu Yer

Anadolu'nun kuzeybatı kesiminde tarihi evleri ile ünlü Safranbolu bir İyon prensesi tarafından kurulmuş Kent ve çevresinde tarih boyunca Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok uygarlık yaşamış.

 

Sahip olduğu mirasın zenginliği yanında, bu mirası çevresel dokusu içinde korumaktaki başarısından dolayı Safranbolu 1994 yılı sonunda UNESCO tarafından "Dünya Miras Listesi"ne dâhil edilmiş ve bir dünya kenti haline gelmiş.

Safranbolu; Adını bu bölgede yetişen "safran" bitkisinden alıyor ama tarihi evleri ve konakları çoktan safranı geride bırakmış bile.

Evlerin yoğun olarak bulunduğu çarşı bölgesinde, han, hamam, çeşitli meslek kuruluşlarına ait çarşılar, köprü ve çeşmelerin bulunduğu kale, saat kulesi ve gezginleri ağırlayan tarihi dokunun yanı sıra, yayla, mağara, kanyonlar ve Safranbolu'ya komşu Yörük köyü, Yenice, Eftani, Ovacık, Eskipazar gibi yerleşim bölgeleri de görülmeye değer güzellikler sergiliyor.

Sürekli yapılan restorasyon ve düzenlemelerle makyajlanan tarihi kent. Ziyaretçilerini tiyatro dekoru veya dev bir maket gibi karşılıyor. Karabük içinden geçip Safranbolu'ya yöneldiğiniz zaman tepede karşılaştığınız yerleşim alanında günümüz mimarisinin yanı sıra tipik Safranbolu evlerine de rastlıyorsunuz ama bozulmadan içine yeni yapı karışmadan kalabilmiş gerçek Safranbolu biraz daha aşağıda yer alıyor.

Tarihi kenti tepeden görüp kalbine doğru yaklaşırken, eski fakat bakımlı görüntüsü ile karşılaşıyorsunuz. Asfalt yol kentin yanından merkeze yakın geçerek uzanırken, mimari doku kendine has özellikler taşıyan tipik evleriyle açık hava müzesi içinde olduğunuzu müjdeliyor. Nereye gideceğinizi, neleri görebileceğinizi, nerelerden geçeceğinizi kısacası kentin genelini uzaktan incelemek istiyorsanız iki yakada iki önemli tepe size gözlerinize sığmayacak bir panorama sunuyor.

Çeşme

Türkiye’nin Çanakkale’den sonra en batıda ki noktası olan Çeşme ülkemizin en güzel iklimlerinden birine sahip. Güneydeki beldeler yanarken buradaki rutubetsiz hava hoş bir rüzgârla destekleniyor. Bir de şifalı sıcak suları, olağanüstü sayılabilecek kalitede kumu, güneşin ve berraklığın kucaklaşması eklenince bu şirin tatil beldesini seçmek için bir sürü nedeniniz oluyor.

Zamanla çoğalan ve buz gibi suların aktığı çeşmelerinden dolayı da yöreye Çeşme denilmiş. 15 km. kuzeyindeki İon kenti Erythrai'nin limanı olan Çeşme'nin doğusunda, Kalemburnu’nda İ.Ö.1000 yıllarında küçük bir yerleşim alanı olduğu bilinmekte. Çeşme-Ildırı köyünde ortaya çıkarılan Erythrai Antik Kenti ile Çeşme kentinde Osmanlı Döneminden kalan Kale, Kervansaray, çok sayıda çeşme ve tarihi kent dokusundaki sivil mimarlık örnekleri yörenin arkeolojik ve tarihi kaynaklarını oluşturan yapıtlar arasında yer alıyor.

Şehrin ortasındaki tepe bugün kalıntıları görülen Akropolde yapılan kazılarda Athena Pallas tapınağına adak olarak sunulmuş heykelcikler bulunuyor. Buluntular içinde en önemlisi, Arkaik devirden kalma bir kadın heykeli İzmir Arkeoloji müzesinde sergileniyor.

İlçe merkezinde en etkileyici yapı olan ve yazın konserler için de kullanılan kale Cenevizliler tarafından inşa edilmiş, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu 2.Bayezid tarafından da onarılmış. Köleyken Sadrazam olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa ‘nın da kalenin önünde heykeli bulunuyor.

Türklerden önce sakız adasında Rumların yaşadığı Çeşme’ye o zamanlar “geçit yeri” anlamına gelen “Perama” deniyormuş. Değiş tokuş sonrası sakinleşen ilçe, 90’larla birlikte gençler tarafından yeniden keşfedildi. İlçe akşamları yeni arkadaşlıklar kurmak için güzel bir sahil şeridine sahip, yürüyüş yapanlar için ayrılmış ana caddesi olan İnkılâp üzerinde de restore edilen ve dükkânlara çevrilen bir sürü Rum evleri bulunuyor. Caddenin tam ortasında Ayios Haralambos kilisesi bir kültür meşalesi görevi görüyor.

Çeşme; gemiciler tarafından küçük liman diye adlandırılmış. Yıllar boyunca da önemli bir liman olmuş. Şimdide Avrupa ve Akdeniz gezileri yapan birçok gemi, ilçeye uğruyor. Gece hayatı yemekleri, otları, denizi derken günlerin nasıl geçtiği anlaşılmıyor.

 

Antakya

Medeniyetler Beşiği

Antakya...

Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biri.

Yüzyıllarca birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış; zamanında dünyanın en büyük 2. kenti diye anılmış; savaşlara-kuşatmalara direnmiş ve günümüze tüm bu tarih mirasını getirerek ayakta kalmayı başarmış güçlü şehir...

Nasıl ki Antakya, tarihi itibarı ile kozmopolit bir yapıya sahipse, günümüzde de ev sahipliği yaptığı misafirleri itibarı ile aynı kozmopolitliği seriyor gözler önüne.

Antakya’nın Hristiyan misafirleri vardır. Hac yapmaya gelirler oraya. Çünkü Antakya, İncil’de geçen pek çok olayın mekanıdır aslında.

Antakya’nın Müslüman misafirleri vardır. Habib-i Neccar’da dua ederler. Çünkü Kuran’da geçen olayların da bazılarının mekanıdır orası.

Antakya’nın tarih aşığı misafirleri vardır. Çünkü milattan öncesinden günümüze kadar pek çok çağa ait izler taşır, o günleri anlatır misafirlerine.

Antakya’nın doğa aşığı misafirleri vardır. Denizi, ormanı, dağları, şelaleleri ile doğanın her imkanını cömertçe sunar çünkü bu şehir.

Antakya’nın gurme misafirleri vardır. Mezelere aşık olursunuz, künefenin ne demek olduğunu bu şehirde anlarsınız.

Kısacası Antakya herkes için mutlaka ziyaret edilmesi gereken, Anadolu’nun nadide cennetlerinden biridir.

Antakya, Akdeniz’in doğu ucunda yer alır. Suriye ile sınır komşusudur. Lübnan’dan doğup Suriye’den geçen Asi nehri, Türkiye’ye Antakya üzerinden girmektedir. Doğal bitki örtüsünü makilerin ve ormanların oluşturduğu Antakya, Güney Torosların da başladığı şehirdir.

Hatay ilinin yönetim merkezi olan Antakya’da yıllık ortalama sıcaklık 18.2 derecedir.

Fethiye

Aşıklarına Ağlayan Deniz: Fethiye, Ölüdeniz
Fethiye çoğumuza Ölüdeniz'i hatırlatır. Dünyanın en ünlü ve en güzel harikalarından olan Ölüdeniz'in, kristal kadar saf olan suları o kadar temizdir ki denizin dibini görmek mümkündür. Ölüdeniz iki bölümden oluşur: Birinci bölüm koydan lagüne uzanan ve denizi dalgalı olan Belcekız, diğeri ise lagünün bulunduğu ve sakin, sığ olan gerçek Ölüdeniz bölümüdür.

Fethiye'nin adeta simgesi haline gelen ve suları günün ilerleyişine göre renk değiştiren Ölüdeniz-Belcekız'ın ise romantik ama hüzünlü bir efsanesi vardır.

Eski çağlarda buralardan geçen gemiler açıkta demirler ve içme suyu almak üzere kıyıya sandalla çıkarlarmış. Bir gün yaşlı bir kaptanın genç, yakışıklı oğlu su almak için koya çıktığında güzel mi güzel Belcekız’ı görür. Görür görmez de vurulur.

Kızın yüreğine de ateş düşer. Ama delikanlı suyu alıp dönmek zorundadır. Gemi uzaklaşıp gider. Belcekız hep kıyıyı, sevgilisini kollar. Delikanlı da geminin buralardan her geçişinde su almaya gelir. Böylece görüşürler, buluşurlar. Ancak bir gün gemi buralardan geçerken fırtına patlar. Genç, babasına burada korunaklı, havuz gibi bir koy olduğunu söyler. İhtiyar kurt ise oğlunun sevgilisini görmek uğruna gemiyi parçalamayı göze aldığını sanır, itiraz eder. Dalgalarla birlikte kavga da büyür baba oğul arasında. Gemi tam kayalıklara çarpacakken kaptan bir kürek darbesiyle oğlunu denize atar ve dümene yapışır. Ama birden farkeder ki gerçekten de deniz dönerek çarşaf gibi bir koya girmektedir. Ne hazindir ki, oğlan orada ölür. Kayaların üzerinde sevdiğini bekleyen Belcekız da haberi alınca, kendini kayalardan atar. İşte o gün bu gündür kızın öldüğü yere Belcekız, oğlanın öldüğü yere Ölüdeniz denir. Günün ilerleyişine göre rengi değişip duran deniz de bir rivayete göre hala aşıklara ağlamaktır, bir oğlana bir kıza yanmaktadır.

Turkuaz onda anlam bulur
Muğla'nın turistik ilçesi Fethiye, Akdeniz'in içinde irili ufaklı adaların serpiştiği Fethiye körfezinde arkası çam ormanlarıyla çevrili kuzeye açık bir koyda yer alır. Denizin turkuaz rengi denilince ilk akla gelen kenttir. Zira yeşile çalan mavinin her güzel tonu Fethiye'de Ölüdeniz'e oturmuştur. Akşamüstü, günbatımına doğru, başka hiç bir denizde göremeyeceğiniz türkuazı yakalarsınız.

 

Fethiye’den Ölüdeniz’e çamlar arasından giden yol 14 km. Yokuşlu inişli yolun sonunda ziyaretçileri Belcekız Koyu karşılar.
Koyun içinden uzanan kumsalı yürüdüğünüzde Ölüdeniz’i görürsünüz.
Kaya mezarları ve kale önünden bir düzlüğe, Karagözler'den denize doğru iner. Ufkunu şövalye adası, Günlükbarı ve karşılarındaki dağlar oluşturmaktadır.

İklimi
Yörede, sıcak ve kurak yazları, ılık ve yağışlı kışları ile Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir. Yaz aylarında 30 derece civarında olan sıcaklık, kışın genellikle 10 derecenin üzerindedir. Deniz suyu sıcaklığı hiçbir mevsimde 16 derecenin altına düşmez. Yaz sezonu boyunca hava tutarlılık gösterir. Bazen sabah saatlerinde kuzey rüzgarı eser ve kuzey pistlerinden vadi içine kalkış yapılır. Güney pisti günün büyük bölümünde 5-20 km arasında güneyden esen rüzgarı karşılar.

Kastamonu

Müze şehir; Kastamonu

Burası; Yemyeşil ormanları,dağları, kanyonları, gölleri, akarsuları ve denizi ile dünyanın en güzel yörelerinden biri...

Burası; Camileri, medreseleri, hanları, hamamları, bedestenleri, külliyeleri, kalesi, saat kulesi  ve geleneksel Türk evlerinin en güzel örneklerinin hala capcanlı  yaşadığı ender illerimizden biri...

Burası deniz turizmini, kış turizmini ve tarihi iç içe bu kadar yoğun yaşayabileceğiniz nadir şehirlerden biri...

Burası doğanın tarihle, eğlenceyle iç içe geçtiği nadir şehirlerden biri...

Burası; Paleolitik dönemden bu yana binlerce yıllık tarihinde Hititlerden Romalılara, Bizanslardan Osmanlı Devletine kadar bir çok uygarlıkların merkezi, Anandolunun en eski yerleşim yerlerinden biri...

Burası; Çanakkale destanını yazan 253.000 şehidimizden 93 binini  bağrından çıkartarak vatana feda etmiş kahraman şehirlerimizden biri...

Burası; İstanbul’un fethinde kullanılan kızakların kalaslarını, yine İstanbul' un fethi sırasında dökülen şahi adındaki topların dökümünde kullanılan demir ve bakır madenlerini gönderen şehir...

Burası; ulu önder Atatürk’ün şapka ve kıyafet inkilabını ilan ettiği şehir...

Burası; Dokumaları, işlemeleri, ahşap oymaları, taş işlemeciliği ve taş baskıcılığı ile kültürün dile geldiği şehir...

Burası; İpek Yolu güzergahlarının kavşak noktasında yer alan; doğal, kültürel, maddi ve manevi zenginliklerin şehri...

Burası tasvirlerin ötesinde, olağanüstü bir müze şehir.

Burada Türk mimarisini ve Osmanlı mimarisini bir araya getiren şehirde tarihi konaklarda yiyeceğiniz bir akşam yemeğinin ardından yine bu eski konaklardan birinde ertesi günün yoğun programına hazırlanmak üzere odanıza çekilebilirsiniz.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !